Güney Doğu Anadolu Arazi Çalışması 2010...

Türk Coğrafya Kurumu /

Türk coğrafya kurumu üyeleri, coğrafyacılar ve doğaseverlerle birlikte gerçekleştirilen “2010-güneydoğu anadolu doğa eğitimi gezisi” sonrası kamuoyunu, üyelerimizi ve katılımcıları bilgilendirme, teşekkür ve basın bildirisi mesajı: 18 Mayıs 2010 Salı 20.30’da İstanbul-Kadıköy Belediyesi önünde başlanan “2010-GÜNEYDOĞU ANADOLU DOĞA EĞİTİMİ GEZİSİ” daha önce hazırlanan programın özüne sadık kalınarak 11’i Türk Coğrafya Kurumu üyesi olmak üzere 47 katılımcısıyla; 24 Mayıs 2010 Pazartesi günü sabaha karşı 04.00’de yine başlanan noktada kazasız ve sağlıkla başarılı bir çalışmayla sonuçlanmıştır. Bu gezinin temelleri; geçtiğimiz yaz yapılan “2009-Coğrafya Öğretmenleri İç-Batı Anadolu Arazi Çalışması” sırasında atılmıştır. “Coğrafya yürüyerek yazılır.” “Herkes bakar, coğrafyacı görür.” “Her zaman arazi olmak için varım.” gibi sloganlaşmış cümleler, her dönemde edilegelmiştir. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını ve Haftasını yurdumuzun farklı bir bölgesinde kutlamak ve coğrafi bilgilerimizi pekiştirmek en büyük amacımız olmuştur. Bu belki de zaman zaman bizlere söylenen “Ankara’nın doğusuna geçmezler, gitmezler…” sözünün yanlışlığını ve eksikliğini ortaya koymak bakımından bu gezi bizler için büyük önem taşıyordu. Sonuçta oluşturulan bir otobüslük grupla bu arazi çalışmasına çıkılmıştır. Açıkça söylemek gerekirse; ekibimizdeki 8-9 kişi haricinde, Güneydoğu Anadolu’yu ilk defa görecektik. “2010-Güneydoğu Anadolu Doğa Eğitimi Gezisi” isimli bu gezi, İstanbul-Bolu-Ankara-Aksaray-Adana-Dörtyol-İskenderun-Antakya-Kırıkhan-Hassa-Gaziantep-Birecik-Şanlıurfa-Harran-Şanlıurfa-Viranşehir-Mardin-Şanlıurfa- Bozova-Atatürk Barajı-Bozova-Şanlıurfa-Gaziantep-Adana-Aksaray-Ankara-İstanbul etabı 3500 km’ye yakın karayolu katedilerek yaklaşık 7 günde geçilmiştir. Hatta programın yoğunluğu nedeniyle 2 gece araçta gecelemek suretiyle gece yolculuğu yapıldığı gibi, Urfa’da 2 gece olmak üzere birer gece Antakya ve Gaziantep’te konaklanmıştır. Çift kaptanla çıkılan gezinin koordinasyonu coğrafya öğretmeni ve www.dogaegitimi.com’un sahibi Mehmet ZOR ve Erakman Turizm’den Kerem ULUS tarafından yapılmıştır. 47 kişilik gezi ekibi; 3 coğrafya öğretim elemanı (1 profesör, 1 yardımcı doçent, 1 araştırma görevlisi), 16 coğrafya öğretmeni, 1 coğrafya yüksek lisans öğrencisi ve yaşları 15 ile 63 arasında değişen 27 doğaseverden oluşmaktaydı. Gezinin bilimsel ve teknik bilgilendirmeleri Atatürk Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nden Prof.Dr. İhsan BULUT ve tarafımdan yapılmıştır. Çalışmanın ağırlığını kültür coğrafyası taşımakla birlikte, özellikle akarsu topoğrafyasının yanı sıra; volkan, göl, kurak-yarıkurak bölgeler topoğrafyası da kapsamıştır. Yer yer uygulamalı coğrafya ön plana çıkmıştır. Farklı morfojenetik bölgelerdeki iklim, bitki, toprak çeşitliliği görülmüştür. Dolayısıyla söz konusu güzergâhtaki İç Anadolu, Doğu Akdeniz ve özellikle Güneydoğu Anadolu’nun batı kesimindeki doğal çevre unsurlarının yanında; 5 il ve 20’ye yakın ilçe geçilmiştir. Buralardaki kentsel ve kırsal doku yakından incelenmiştir. Görülen tarihi ve kültürel mekânların da katkılarıyla insan-mekân ilişkisi kurulabilmiştir. Böylece, çalışma programında var olduğu üzere; İç Anadolu volkanizması (Hasandağ ve Karacadağ), Ereğli Ovası, Toros Dağlarının Gülek Boğazı kesimi, Adana kenti, Çukurova, İskenderun Körfezinin Dörtyol-İskenderun arası kıyıları, Amanos Dağları, Amik Ovası, Kırıkhan-Islahiye tektonik oluğu, Hassa leçeleri, Gaziantep Platosu, Gaziantep kenti, Halfeti-Rumkale arası Birecik Baraj Gölü ve çevresi, Şanlıurfa kenti, Harran (Altınbaşak) Ovası, Harran evleri (konik çatılı toprak evler), Diyarbakır güneybatısındaki Karacadağ volkanitleri, Mardin kenti, Ceylanpınar Ovası, Atatürk Barajı ve Fırat Nehri daha detaylı görülüp incelenerek gezilmiştir. Üzerinde yine sayısız yazılar yazılacak ve çok konuşulacak, hatta yine kalemlere sarılıp makaleler yazmamıza, belgeseller çıkarmamıza neden olacak bu gezi de, Türk Coğrafya Kurumu tarafından desteklenen “2009-Coğrafya Öğretmenleri İç-Batı Anadolu Arazi Çalışması” gibi hepimizin hayatında birçok ilkleri barındırmıştır. Öncelikle bu kadar kısa süre içinde; Adana, Antakya, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin gibi 5 kenti yakından görmek ve tanımak fırsatını yakaladık. Zaman zaman aksamalara neden olsa da programın tamamına sadık kalmaya çalıştık. Ancak, Erzurum’dan gelip Adana’da ekibe katılan Prof. Dr. İhsan Bulut ve lisansüstü öğrencisi dışında bu kez bu geziye katılanların tamamı İstanbullu idiler. İlk ve son günlerdeki Antakya ve Adana’da yakalandığımız kısmi sağanaklar bir tarafa bırakılırsak, 16-30°C arasında değişen gece-gündüz sıcaklık değerleri ve az bulutlu, hafif esintli güneşli günler gezinin sağlıkla geçmesine neden oldu. Eski Antakya sokakları, Hassa leçeleri üzerinde yürüyüşümüz, tarihi Mardin evleri arasındaki atılan turlar, neredeyse hemen her öğün yenilen yöreye has kebap ve tatlı çeşitleri, Birecik’teki kelaynak kuşları, özellikle Halfeti-Rumkale arasında yapılan baraj gölü üzerindeki tekne turu, bilhassa Şanlıurfa’daki sıra gecesi, müzecilik anlayışının Deyrul Zafaran Süryani Manastırı’nda sistemli uygulanışı ve daha birçokları geziden geriye kalan ve anılarımıza kazınan uygulamalardır. Çalışmamızın ilk günlerinden itibaren ekibimizi telefonla arayıp moral veren herkese teşekkür ediyoruz. Bunlardan birkaçı ise; Çanakkale Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nden Doç.Dr. Evren ERGİNAL ve Türk Coğrafya Kurumu Genel Sekreteri Mesut SÜZER’dir. Kendilerine teşekkür ederiz. Bu arazi çalışmamız sırasında; zaman zaman sahaya inerek farklı objeleri toplama fırsatımız da oldu. Zamanımızı belki de bilinçli harcadık, hatta yer yer otelimize-lokantalara bir-iki saat bu yüzden geç girdik. Bu arada birçok kum, taş, çakıl, kayaç ve toprak yarmasında durulmak suretiyle katılımcı okullarımızın taş-kayaç-toprak arşivlerinin zenginleşmesi sağlandı. Hassa leçelik alanının volkan kayaları, Tahtaköprü Baraj Gölü kenarındaki ofiyolitler, Karacadağ volkanitleri, Gaziantep’in kireçtaşları, Mardin’in marnlı kireçtaşları bunlardan bazılarıdır. Arazi çalışması güzergâhı boyunca orman, maki, otsu formasyonların tüm örnekleri gözlendi ve fotograflandı. Özellikle İç Anadolu’dan Toroslara tırmanıştaki otsu formasyonlardan-Kızılçamlara yani Ereğli-Pozantı-Adana arasında İç Anadolu’dan Akdeniz’e geçiş net olarak izlendi. Sayısız tarla ve bağ-bahçede duruldu. Antepfıstığı, buğday, mercimek, pamuk, şekerpancarı, nohut, fasulye tarlalarında ve zeytin bahçelerinde durularak örnekler yerinde gözlendi. Erzurum’dan gelen İhsan Hoca Doğu Anadolu’da tarlalarda buğdayların yeni yeni çıkmaya başladığını söylerken; İç Anadolu’da Ereğli çevresinde yeşil buğday tarlalarını, Adana’da buğday başaklarının sararmaya başladığını, Hatay ve Gaziantep’te ise buğday hasadına başlandığını gördük. Tarım coğrafyasının yanısıra, ilkbahar dönemi yaşayan ülkemizdeki farklı iklim özellikleri yakından yaşanarak gözlemledik. Antakya, Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin’de kent turları yapılarak şehir coğrafyası gelişimi izlendi. İskenderun Demir-Çelik Fabrikası yakından geçilmek suretiyle ve Atatürk Barajı trafo merkezi yerinde görüldü. Amik Gölü ancak Belen Geçidinden kısmen görülebildi. Yine sulu tarımın yanında, kısmen yağmurlama ve damla sulama tekniklerine Güneydoğu Anadolu’da da artık geçilmişti. Pozantı’da Çakıt Suyu, daha sonra Adana’da Seyhan ve Ceyhan, Antakya’da Asi, Birecik’te Fırat nehirleri geçildi. İlkbahar dönemi olması nedeniyle nehirler yine kabarıktı. Hemen hemen gezimizin neredeyse Urfa’ya kadar olan kesiminde üçer şeritli gidiş-geliş otoyollarının yapılmış olması bizleri fazlasıyla memnun ederken; Şanlıurfa-Mardin arasındaki karayolunda yer yer düzenleme çalışmalarına rağmen, Karacadağ volkanı güneyinde Viranşehir civarında karayolunun acilen bakıma muhtaç olduğunu ve karayolu olmaktan çıktığını söylemek gerekir. Hatay’da Karasu Çayı üzerinde Tahtaköprü Barajı; Fırat Nehri üzerinde Birecik ve Atatürk barajları yakından görülerek incelendi. Yasemek Açık Hava Müzesi, Tilmen Höyüğü, Zeugma Antik Kenti, Antik Harran kenti ve eski üniversite gibi ören yerleri gezilerek yakından incelendi. Antakya Mozaik Müzesi ve St.Piyer Kilisesi, Gaziantep Kalesi ve Müzesi, Mardin’de Deyrul Zafaran Süryani Manastırı ve Kasımiye Medresesi, Mardin Panorama Müzesi, Şanlıurfa’da Balıklıgöl ve Hz.İbrahim Camisi, Urfa Kalesi gibi mekanlar kültür turizmi bilgilerimizi pekiştirdi. Gaziantep’te bakır ve sedef, Şanlıurfa’da yazma, Mardin’de gümüş (Telkari) ve taş işlemeciliği el sanatları yönünden bölgenin önemini ve zenginliğini arttırmaktadır. Gaziantep’in 8. Sanayi sitesinin yakında açılacak olması, özellikle gezilen Orta Fırat Bölümü’nde Şanlıurfa sulama kanalları ve tünellerinin yapımıyla bilhassa antepfıstığı plantasyonlarının geliştirilmiş olması, pamuk ve buğdaya verilen önemin artması, hatta yaygın şekilde uygulanan hayvancılık GAP’ın yörede gözle görülen büyük sıçramaları arasında sayılabilir. Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi Harran ve Şanlıurfa’da da gözlemlediğimiz gençlerin işsiz olmaları bizleri bir kez daha dehşete düşürdü. Ancak yöre turizmine katkı vermek adına büyük çaba içinde oldukları da gözlerden kaçmadı. Ekibimiz hocalarından Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden Prof.Dr. İhsan BULUT tüm gezi süresince beşeri ve iktisadi coğrafya bakımında oldukça etkili coğrafi açıklamalarıyla tüm dikkatleri üzerine çekti. Birçok lokalitede durulmak suretiyle fiziki coğrafya bilgileri, özellikle saha jeolojisi ve jeomorfolojisi ise şahsım tarafımdan aktarılmaya çalışıldı. www.dogaegitimi.com’un organizasyonunda Türk Coğrafya Kurumu üyelerinin, coğrafyacıların ve doğaseverlerin desteklediği bu faaliyet; sadece yaz aylarında değil, bulunabilen uygun zamanlarda da arazi ve gezi çalışmalarının yapılabileceğini ortaya çıkarmıştır. Sonuçta, 18-23 Mayıs 2010 tarihleri arasında yaptığımız “GÜNEYDOĞU ANADOLU DOĞA EĞİTİMİ GEZİSİ”ne katılanların hayatlarında birçok farklı coğrafi ilkler yaşanmış olabilir. Buna seve seve kendimi de katabilirim. Çalışmanın en ilginç ilk üç coğrafi olayını/objesini say deseniz; en çok Halfeti-Rumkale arasındaki Fırat Vadisini kaplayan Birecik Baraj Gölü suları üzerinde tekne turu yapmak, Antakya Fayı doğusundaki bazaltik unsurlardan oluşan genç volkanik arazi olan Hassa leçeleri üzerinde yürümek ve Urfa’da bir sıra gecesi izlemek (cevizli tatlı ve çiğ köfte yuğrulması ve tadımı; çay ve “mırra” isimli acı kahve içimi sırasında canlı icra edilen yöre türkülerinin dinlenmesi) beni çok çok etkiledi. Ancak dönüş yolunda yaptığımız 47 kişilik anketimizin sonunda gezinin en çok beğenilen üç şeyi (yer/etkinlik) sıralamasında ilk sırayı Halfeti-Rumkale tekne turu, ikinciliği eski Mardin evleri, üçüncü sırayı Dayrül Zaferan Süryani Manastırı aldı. Ancak bunun yanı sıra birçok objeyi ve etkinliği ilk defa gördüğümüzden sıralama yapmakta hakikaten zorlandık. Çünkü ekibimizin büyük çoğunluğu ilk defa Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’ya gidiyordu. Neredeyse programda belirtilenlerin hepsini ilk defa görmüş ve yaşamıştık. Bense en son olarak 1977 Şubatındaki sömestr tatilinde değerli hocam Prof.Dr. Metin TUNCEL’in coğrafya 3. sınıf öğrencisiyken bizlere trenle yaptırdığı Adana öğrenci gezisinden sonra güneyde Osmaniye’den daha doğuya geçme fırsatı bulamamıştım. Çukurova’da otobüsümüz hızla Yılankale yakınlarından geçerken 33 yıl öncesinin heyecanlarını tekrar yaşadım. Gerçekten, hepimizin bu ilkbahar, coğrafi bilgilerimize yenileri eklendi. Belki bazılarının ilk uzun doğa gezisiydi, birkaçımızın ise defalarca geçtiği, araştırma-incelemeler yaptığı sahalar ve coğrafi mekânlardı. Yaklaşık bir hafta geride eşler, çocuklar hatta belki de sevgililer bırakılmıştı, o nedenle cep telefonları yine hiç susmadı. Pozantı’da köpüklü ayran içmek, Hatay’da kağıt kebabı ve künefe yemek, Harbiye Şelalelerinde çay-kahve molası vermek, Gaziantep’te kebap ve fıstıklı baklava yemek, Şanlıurfa’da acılı Urfa kebabı ve lahmacun tatmak, Mardin’de kebap tabağı tabir edilen farklı tatları sindirmek –zaman zaman bir kısmımızın midelerine zor anlar yaşatsa da- bunlar; halen hepimizin damağında kalan Anadolu lezzetleridir. Her gezinin memnunları, bir de memnun olamayanları olmuştur ve olacaktır da. Zeugma’yı gezmemize rağmen, Gaziantep Mozaik Müzesini yanlış zamanlamayla gezemedik. Bu ise, kanımca gezinin programı dahilinde tek uygulanamayan kısmıydı. Onun dışında bu doğa gezisi hem de ortalama gidişi-dönüşü 1200’er kilometre gibi öncelikle bir karayolu geçilmek suretiyle ulaşılan sahada yapılan tüm etkinliklerle bir ilk niteliğini taşıyordu. Dolayısıyla bir kez daha hepimiz farklı coğrafi ilkler yaşadık. Bu vesile ile ikincisi başarı ile tamamlanan bu uzun soluklu doğa gezilerinin ve arazi çalışmalarının farklı yörelerde, hatta ülkelerde sürdürüleceği inancı coğrafyacılar arasında gittikçe yaygınlaşmaktadır. Buna farklı disiplinlerdeki doğaseverlerin de katılımıyla halka gittikçe genişleyecektir. İç Anadolu-Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri gibi üç farklı coğrafi bölgede gerçekleştirilen bu gezi ilk bakışta kebapların yenilip, şalgam sularının içildiği bir “Gurme Turu” gibi algılanmamalı… Sonuçta “Mutfak Coğrafyası” yönünden de Güneydoğu Anadolu’nun azımsanmayacak bir kapasiteye sahip olduğu gezi boyunca ekibimiz tarafından da yerinde yöre mutfağı tadılarak görüldü. Ancak 14 yaşındaki minik rehberimiz Urfalı Ferhat’ın sözleri halen kulaklarımızı çınlatmaktadır. O çocukların yörelerinin gelişmesi için büyük bir çaba içinde oldukları da… “Rakibim yoktur; korsanım çoktur.” sözü ile bizlere kendi çabalarını özetlemişlerdir. Minik Ferhatların ileride yörenin büyük tur organizatörleri olarak karşımıza çıkacağı şimdiden aşikardır. Neticede ilgili valilerimize ve emniyet müdürlerimize; Erzurum’dan kalkıp gelip Adana’da ekibimize katılan ve geziye renk kattığı gibi, arazi ve teknik bilgisiyle tüm ekibi aydınlatan Atatürk Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. İhsan BULUT’a; www.dogaegitimi.com’un markalaşması yolunda emin adımlarla çekinmeden yürüyen, ayrıca tüm gezi organizasyonunu yapan, zaman zaman 2-3 saat uyuyarak gezi boyunca yine uyumama rekoru kıran Çınar Eğitim Kurumları Coğrafya Öğretmeni Mehmet ZOR’a; programda olmamasına ve çok istenmesine rağmen zamanlama bakımından Mardin’den daha doğuya geçemeyen ekibimizin –en çılgını- ünvanını kimseye kaptırmayıp, Mardin-Midyat-Hasankeyf etabını gidiş-dönüş 100’er kilometreyi tuttuğu araçla finansını kendisi karşılayıp 4 saatte tek başına geçip dönerek bizlere Dicle Nehri ve Hasankeyf’in belki de son fotograflarını çekip getiren Şehremini Lisesi Coğrafya Öğretmeni Nihat YILDIRIM’a; getirdiği enstrümanları ile ekibimize enfes saz, darbuka ve bendir soloları yapan ve coşturan Göztepe İhsan Kurşunoğlu Anadolu Lisesi Coğrafya Öğretmeni Gökhan DEMİRKIRAN’a ve en son olarak tüm katılımcı akademisyen, öğretmen ve doğaseverlere, özellikle kurum üyelerimize gerçekten çok teşekkür ediyorum. Desteklerinizle, –gidilemez denilen bir sahada- bu doğa eğitimi gerçekleşmiştir. Erakman Turizm’in koordinasyonu ise övgüye değerdi. “Arazi olmak için her zaman varım.” diyorsanız, daha nice coğrafya arazi çalışmalarında ve gezilerinde görüşmek dileğiyle… Kurumumuzun da desteklediği 2010 yaz aylarında yapılacak “Doğu Anadolu Doğa Eğitimi Gezisi”nde şimdiden yerinizi ayırtmayı unutmayın. Sevgiyle kalın. Hoşçakalın. Derin saygılarımla. 26.05.2010 Türk Coğrafya Kurumu Başkanı Y.Doç.Dr. T.Ahmet ERTEK İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Laleli-İstanbul 0535 466 02 03 0212 455 57 00 /15767 taertek@istanbul.edu.tr taertek@yahoo.com www.tck.org.tr www.tcd.org.tr

IGU NEWS